Milli Mücadele Döneminde Atatürk’ün Ortadoğu Politikası

Uluslararası ilişkiler, siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler, tarih alanında tez ofisi sitesi olarak hazırladığımız örnek tez önerisi , içindekiler örneği ve tez önerisi nasıl yazılır için kaynaktır. Sadece bu alanlar değil tüm diğer alanlarda da tez önerisi, tez taslağı, tez hazırlama alanlarında yardımcı oluyoruz.

İÇİNDEKİLER

Sayfa

Önsöz ………………………………………………………………………………………………………..2

  1. Giriş …………………………………………………………………………………………………….3
  2. Halifeliğin Etkisi …………………………………………………………………………………..3
  3. Silahlı destek, Diplomasi ve Self-determinasyon hakkı ……………………………..5
  4. Irak ve Kürt Meselesi……………………………………………………………………………6
  5. Suriye ve Afganistan …………………………………………………………………………….7
  6. Sonuç …………………………………………………………………………………………………9

ÖNSÖZ

Bu makalenin amacı Milli Mücadele döneminde Mustafa Kemal Atatürk’ün Ortadoğu’da izlediği politikayı açıklamaktır. Bu politikanın öncelikle ‘yurtta sulh, cihanda sulh’ temelli her ulusun self-determinasyon hakkına sahip olduğunu savunan bir temele sahip olduğunu söyleyebiliriz. İkinci olarak milli mücadelenin ilk yıllarında Araplarla ortak bir federasyon düşünen Atatürk’ün İngiltere ve Fransa’nın petrol zengini bu ülkelerdeki emelleri karşısında Türkiye’nin bağımsızlığı için bundan vazgeçerek denge politikası uyguladığını görüyoruz. Diğer bir ifadeyle uluslararası güçlerin desteğini alarak Türkiye’nin toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığı sağlamak isteyen Atatürk, Ortadoğu’yla da ilişkileri 1937 yılında izlenen Sadabat Paktı’na kadar tepki çekmeyecek bir seviyede tutmuştur.

Bu makalenin amacı Atatürk’ün milli mücadele döneminde ortaya çıkan konjonktüre uygun olarak seçtiği denge politikasını Arap yarımadası, Irak, Suriye, Afganistan ve Mısır üzerinden açıklayarak ortaya koymaktır.

İlk olarak halifeliğin var olan nüfuzunun nasıl kullanılmaya çalışıldığı açıklanacaktır. İkinci olarak İngiltere ve Fransa’ya karşı koyan aşiret ve yerli halka verilen destek ve diplomatik girişimler açıklanacaktır. Son olarak ise Irak, Suriye, Afganistan ve Mısır’la kurulan ilişkiler üzerine odaklanacaktır.

Bu taslak çalışması uluslararası ilişkiler alanı için Tez Danışmanlık Ofisi www.tezofisi.com tarafından uluslararası ilişkiler örnek tez önerisi olarak hazırlanmış örnek yüksek lisans tez örnekleri arasındadır. Bu çalışmanın aşağıdaki tüm içeriği Tezofisi.com tarafından hazırlanmış olup kullanım hakları Tezofisi.com a aittir. Bu yüksek lisans tez önerisi örneği tamamı veya bir kısmının izinsiz kullanımı halinde gerekli prosedür işletilir. Bu içeriği sadece bu linke referans verilmesi halinde kullanım izni verilmektedir.

  1. Giriş

Milli mücadele dönemi 30 Ekim 1918 yılında imzalanan Mondros Ateşkes antlaşmayışla başlayıp, 24 Temmuz 1923’de imzalanan Lozan antlaşmasına kadar geçen dönemi kapsayan sürecin adıdır. Bu süreçte Mustafa Kemal Atatürk’ün Ortadoğu’ya yönelik izlediği politikanın genel olarak denge politikası olduğunu söyleyebiliriz.

Atatürk’ün Osmanlı Devletinin yıkılışını takiben izlediği ve dilediği ilk politika Türk ve Arapların beraber yer aldıkları bir federasyondu (Bilgin, 2011:67). Bu amaçla Fevzi Paşa Suriye’ye giderek Arap liderleriyle bu konuyu görüşmüştür (Sonyel, 1975:22). Fakat Anglo-Fransız yayılmacı politikaların bu fikirle çatışması ve petrol zengini olan Arap bölgelerinin bırakılmayacağının anlaşılmasıyla Atatürk bu fikirden vazgeçmiş ve Ortadoğu’ya yönelik kısmı bir pasif politika yaklaşımını benimsemiştir (Bilgin, 2011:67). Atatürk’ün bundan sonraki amacı Türkiye’nin bağımsızlığı için hem Batı hem de Doğu ülkeleriyle denge politikası izleyerek yeni kurulmakta olan Türkiye’nin Misak-ı Milli sınırları içerisinde bölgede ve uluslararası arenada destek bularak varlığını devam ettirebilmesini sağlamak olmuştur. Bu stratejinin temel nedeni yeni kurulmakta olan bir ülke olan Türkiye’nin bağımsızlık ve toprak bütünlüğünü sağlayabilmek ve devam ettirebilmekti.

  1. Halifeliğin Etkisi

İngiltere ve Fransa milliyetçilik ve bağımsızlık argümanlarıyla Arapları Osmanlı devletine karşı ayaklandırarak petrol zengini olan bu bölgelere hakim olmayı amaçlamıştı. 10 Haziran 1916’da Mekke Emiri Şerif Hüseyin’in bağımsız bir Arap krallığı vaadiyle isyan etmesi Araplar tarafından Osmanlı’ya karşı düzenlenen ilk büyük ayrılık hareketi oldu (Umar, 2010:445).

Atatürk Müslüman Ortadoğu nüfusunun milli mücadele döneminde desteğini kazanabilmek amacıyla halifenin Müslümanların lideri olduğu gerçeğini vurgulamıştır. Atatürk’ün 1922’de saltanatı kaldırırken 1924’de hilafeti kaldırmasının nedenlerinden biri de Müslümanlar arasında hilafet gücünü kullanmak istemesiydi. Özellikle Hindistanlı Müslümanlardan gelen maddi ve askeri yardım bunun en açık göstergesiydi (Akdevelioğlu ve Kürkçüoğlu, 2001: 209-212). Bombay’da kurulan ‘Hilafet Komitesi’ milli mücadele döneminde Türkiye’ye olan desteğini İngilizlere karşı isyan ederek göstermişlerdir (Akdevelioğlu ve Kürkçüoğlu, 2001: 209-211).

Atatürk Müslüman Ortadoğu ülkelerinin desteğini kazanabilmek için 15 Haziran 1919 tarihinde Irak Şeyhu’l-Meşayıhi Üçeymi Sadun Paşa’ya yazdığı mektupta halifeliğin önemi ve korunması gerektiğinin farz olduğunu şöyle ifade etmiştir:

“Bütün cihan-ı İslam’ın iki gözbebeği olan Türk ve Arap milletlerinin iftirak yüzünden ayrı ayrı düçar-ı zaaf olması Ümmet-i Muhammed için şanlı bir halde buna karşı el ele vererek Ümmet-i Muhammed’in hürriyet ve istiklâliyeti uğrunda mücahede eylemek bizler için farz-ı ayndır” (Şişman, 2000:169).

Atatürk ayrıca Hakimiyet-i Milliye gazetesinde 17 Mayıs 1920 tarihinde yayınladığı bir bildiride Müslüman topraklarında manda yönetimi kurmak isteyen İngiliz devletine karşı mücadelenin sadece Türklerin değil tüm Müslümanların görevi olduğunu belirtmiştir (Kürkçüoğlu, 1978: 130).

Atatürk Müslüman nüfuzundan beklediği yardımı 16 Mart 1920’de İstanbul’un işgal edilmesi üzerineyse şöyle ifade etmiştir:

“Şam’ın Kurtuba’nın, Kahire’nin, Bağdat’ın sükutundan sonra İslam’ın son Dar’ül-Hilafesi İstanbul da düşman silahlarının gölgesine düştü. Milletimize ve onun istiklali uğruna giriştiği mücadeleye manevi desteğinizi bir saniye bile eksik etmeyin” (Şişman, 2000: 169).

Atatürk’ün halifeliğin Müslümanlar üzerindeki nüfuzunu kullanmak istemesi Panislamizm olarak algılanmamalıdır. Atatürk bunu 1 Aralık 1921 yılında mecliste yaptığı konuşmayla açıkça ret ederek hedeflenen şeyin milli bütünlük ve bağımsızlık olduğunu ifade etmiştir:

“Efendiler; büyük hayaller peşinde koşan, yapamayacağımız şeyleri yapar gibi görünen sahtekâr insanlardan değiliz. Biz Panislamizm yapmadık. Belki yapıyoruz, yapacağız dedik. Düşmanlar da yaptırmamak için bir an evvel öldürelim dediler. Haddimizi bilelim. Binaenaleyh efendiler, biz hayat ve istiklal isteyen bir milletiz. Ve yalnız ve ancak bunun için hayatımızı ibzal ederiz” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, 1961: 201).

  1. Silahlı destek, Diplomasi ve Self-determinasyon hakkı

Mustafa Kemal Atatürk her milletin kendi geleceğini belirleme yani self-determinasyon hakkına sahip olduğunu savunmuştur. Atatürk Aralık l921’de şu görüşü dile getirmiştir, “Efendiler, siyaset-i hariciyemizde ahar bir devletin hukukuna tecavüz yoktur. Ancak hakkımızı, memleketimizi namusumuzu müdafaa ediyoruz ve edeceğiz” (Karal, 1981: 131).

28 Ocak 1920’de Millet Meclisinde kabul edilen Misak-ı Millinin ilk maddesinde Arapların çoğunluğunun yerleşmiş oldukları yerlerde, Mondros mütarekesi imzalandığı sırada düşman işgali altında kalan yerlerin geleceğinin halkların yapacakları seçimle belirlenmesi gerekir ifadesi yer almıştır (Akdevelioğlu ve Kürkçüoğlu, 2001:202; Umar, 2010:446). Self-determinasyon hakkı verilen bu bölgelere Mondros mütarekesi esasından işgal altında bulunma şartının getirilmesi Musul ve İskenderun’un seçim yapılacak yerler içinden çıkarılıp Misak-ı Milli sınırlarına dahil edilmesi anlamına geliyordu (Akdevelioğlu ve Kürkçüoğlu, 2001:202). Musul Türkiye için Misak-ı Milli sınırları içinde olduğundan alınması gereken bir yer olarak görülürken, İngiltere de zengin petrol kaynakları ve Hindistan yolunun güvenliğini korumak adına burayı elde etmek istiyordu (Kodal, 2007:197).

1919 Paris konferansı Arapların özgürlük isteklerini karşılamayınca, Araplar arasında Fransa ve İngiltere’ye karşı ayaklanma hareketleri baş gösterdi. Emir Faysal Sam’da kendi yönetimini kurmuş ve bağımsızlık isterken, Siyonistler Balfour Deklarasyonun bir an önce tanınması için uğraşıyorlardı. Amerika Başkanı Wilson ise bölge üzerinde imzalanan gizli antlaşmaların bir geçerliği olmadığı savunarak Fransa ve İngiltere’nin karşında yer alıyordu. Dolayısıyla Atatürk’ün bu süreçte izlediği Arap politikası şöyle özetlenebilir, “Türkiye’nin güneydoğu sınırlarında, Arap ülkelerindeki yerli halkın işbirliğini sağlamak; Fransızları iki cephede çarpışmaya ve sonunda Kilikya konusunda Türk milliyetçileriyle elverişli koşullarda bir anlaşmaya varmaya zorlamak; Irak sınırında ise, İngilizleri uğraştıracak sınır olayları çıkarmak” (Sonyel, 1995: 194-195).

Ortaya çıkan bu durumda Atatürk başta olmak üzere Araplarla temasa geçilerek Fransa ve İngiltere’ye karşı konulması istenmesine rağmen bu temaslar istenen sonuçları veremeyince İngilizler ve Fransızlar etkisi bölgede etkin güç oldular (Akdevelioğlu ve Kürkçüoğlu, 2001 :201).

Paris konferansından sonra Fransa ve İngiltere Araplara self-determinasyon hakkı tanımayıp 24 Nisan 1920’de San Remo’da Suriye Fransa’nın manda yönetimine verilirken, Irak ve Filistin’de İngiltere’nin manda yönetimine bırakıldı (Akdevelioğlu ve Kürkçüoğlu, 2001:202). Sevr antlaşmasının 94-97. maddeleriyle Osmanlı bu şartları kabul etmek zorunda bırakılmasına rağmen Sevr Antlaşması Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından kabul edilmediği için Ortadoğu’da manda sorunu bir müddet daha devam etmiştir.

  1. Irak ve Kürt Meselesi

Kral Faysal Irak’ta hükümet kurmasına rağmen orada yer alan aşiretler ve halk Türk Hükümetine bağlılıklarını ifade etmişlerdir. “Musul Vilayeti Faysal Hükümeti tabiiyetini kabul etmediği gibi, İngiliz himayesinde müstakil bir hükümet teşkili hakkındaki İngiliz tekliflerini de reddederek, Hükümet-i Osmaniye camiasına girmekten başka sureti tesviye kabul etmeyeceklerini İngilizlere bildirmişlerdir” (TBMM Gizli Celse Zabıtları, C.III, s.563).

İngiltere’nin Kürtleri Irak’a katmak istemesi Mustafa Kemal’in askeri bir saldırı düzenlemesine neden olmuştur. Bunun amacı Lozan öncesi kazanılan bir zaferle Irak üzerindeki İngiliz hakimiyetini ve Kürtlerin yönetimini İngilizlere bırakmamaktı. Irak ve Musul’da İngilizlere karsı savaşan aşiretlere Mustafa Kemal destek amacıyla hem adam hem de para gönderilmesini 13. Kolordu Kumandanlığı aracılığıyla sağlamıştır (Ural, 2001:455).

Ayrıca 1922 yılında Özdemir bey diye bilinen Ali Şefik El-Mısrı İngilizlere saldırı düzenleyerek İngilizlerin Lozan’da Musul üzerinden taviz vermelerini sağlamıştır (Akdevelioğlu ve Kürkçüoğlu, 2001:203). İngiltere Bağdat’ta sürgünde bulunan Şeyh Mahmut Berzenci’yi çağırarak kendisine Türkleri bölgeden çıkarırsa Kürtlerin olduğu bölgenin hakimiyeti vaat edildi. Fakat Özdemir bey Berzenci’yle anlaşarak Berzenci’nin Süleymaniye’de krallığını ilan etmesini sağlamıştır (Akdevelioğlu ve Kürkçüoğlu, 2001:203). Bu İngilizlerin olayı silahlı mücadeleden diplomatik bir kanala yani Lozan antlaşmasına çekmesini sağlamıştır. Mustafa Kemal’in izlediği bu iki taraflı strateji Lozan’da Türkiye’nin elini güçlendirmiştir fakat Musul Milletler Cemiyetinin kararıyla İngiltere mandası altındaki Irak’a verilmiştir.

  1. Suriye ve Afganistan

Suriyeliler Fransız veya İngilizlerin mandası olarak değil Türkler tarafından idare edilmek istiyorlardı. Suriye’de etkin olan aktörlerden Yasin Paşa, Cafer Paşa ve Halep’teki Şerif taraftarı diğer subaylar, Osmanlı yönetimini tekrar istedikleri belirten bir çok yazıyı Mustafa Kemal’e göndermişlerdir (Umar, 2011:450).

Atatürk Afganistan’la da dostane ilişkileri devam ettirerek, karışlıklı olarak ülkelerin toprak bütünlüklerine ve bağımsızlıklarına saygı duymaları gerektiğini savunuyordu. 1 Mart 1921 yılında iki ülke arasında antlaşma imzalanırken, 1921 yılında Sultan Ahmet han Afganistan’a temsilci olarak atanmıştır (Akdevelioğlu ve Kürkçüoğlu, 201: 207-208).  Afganistan’la imzalanan bu antlaşma aslında Atatürk’ün Misak-ı Milliyle ortaya koyduğu her milletin bağımsızlık hakkına saygı duyulması gerektiğinin bir tezahürüydü. Bu antlaşma karşılıklı self-determinasyon ve toprak bütünlüğünü koruma taleplerini içerirken, İngilizler bu antlaşmayı kendilerine karşı Hindistan başta olmak üzere bir çok kolonide bir isyan hareketini başlatacak bir hareket olarak görmüştür (Akdevelioğlu ve Kürkçüoğlu, 201: 208).

Atatürk ayrıca Mısır’ın da bağımsızlığını desteklemiş̧ ve bu amaçla da İsmet Paşa’ya Lozan’da temsilcisi bulunmayan Mısır’ın talebi üzerine bu yönde bir konuşma yapması talimatını vermiştir (Umar, 2001:465). İsmet Paşa 21 Ocak 1923 günü Lozan Konferansında Arap uluslarinin kendi geleceklerini kendilerinin belirlemeleri  yönünde soyle bir konuşma yapmıştır:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Türkiye’nin sınırları dışında kalmış olan eski Osmanlı İmparatorluğu toprakları üzerinde hiçbir niyet beslememekte olduğunu, daha önce de, birçok kez açıklamış bulunmaktadır…Bu temel ilkeden esinlenen Misak-ı Milli, 1.maddesinde, yalnız Arapların oturmakta oldukları toprakların kaderinin yerel (mahalli) halkın serbestçe açıklayacakları istekleri uyarınca düzenlenmesini öngörmektedir.

Türk temsilci heyeti, Mezopotamya, Hicaz, Mısır ve Suriye’nin, Türk sınırları dışında kalmış̧ bütün öteki ülkeler gibi, kendilerine uygun görecekleri yönetimi, özgürlük içinde seçmeye hakları olduğunu, resmen bildirmeyi bir ödev saymaktadır” (Şimşir, 2006:49-50).

  1. Sonuç

Atatürk’ün milli mücadele döneminde izlediği politika öncelikli olarak Misak-ı Millinin batılı devletler tarafından tanınmasıydı. Bu politikayla dengeli olarak Ortadoğu ülkeleriyle yayılmacılık değil tam tersi ülkelerin self-determinasyon haklarına sahip oldukları perspektifinden yaklaşılarak Türkiye kendi verdiği bağımsızlık mücadelesi üzerinden örnek olarak gösterilmiştir. Atatürk bunu Nutuk’ta şöyle ifade etmektedir:

“Panislamizm ve Panturanizm siyasetinin başarıya ulaştığına ve dünyayı uygulama alanı yapabildiğine tarihte tesadüf edilememektedir. Irk ayrılığı gözetmeksizin, bütün insanlığı içine alan tek bir dünya devleti kurma hırslarının sonuçları da tarihe yazılmıştır. İstilacı olmak hevesleri konumuzun dışındadır. İnsanlara her türlü şahsi duygu ve bağlılıklarını unutturup, onları tam bir kardeşlik ve eşitlik içinde birleştirerek, insancı bir devlet kurma teorisinin de kendine göre şartları vardır” (Nutuk II, 1989: 436-37).

1937 yılında Türkiye’nin liderliğinde imzalanan Sadabat Paktıyla Türkiye’nin yer aldığı coğrafyada barış ve istikrarlı bir bölge düzenin oturtulması amaçlanmıştır (Bilgin, 2011:71). Özellikle İran ve Irak arasında olası bir çatışma ihtimalinin azaltılarak bölgeyi potansiyel bir kaos ve savaştan engellenmek istenmiştir. Ayrıca bu antlaşmayla amaçlanan bölgede ve uluslararası arenada Türkiye’nin sahip olduğu jeostratejik önemi güçlendirmekti. Atatürk Ortadoğu’da yer alan güçlü bir Türkiye’nin Batı’da da güçlü bir konuma sahip olacağı fikrini savunarak Ortadoğu’ya her zaman önem atfetmiştir. Fakat bu yayılmacılık olarak değil tam tersi bölgede güven, istikrar ve gelişme sağlanabilmesi için uyum ve işbirliği seklinde olmuştur.

 

KAYNAKÇA

Akdevelioğlu, A., Kürkçüoğlu, O. (2001). Orta Doğu’yla İlişkiler. B. Oran (Ed.). Türk Dış Politikası: Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar: 1919-1980. İstanbul: İletişim, 194-212.
Aras, B. (2003). Türkiye ve Ortadoğu: Türk dış politikasının toplumsal kökenleri. Bakırköy, İstanbul: Q-Matris Yayınları.
Armaoğlu, F. H. (1993). 20. yüzyıl siyasi tarihi. Ankara: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
Atatürk, M. K. (1961). Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I-III. Ankara: Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Yayınları.
Bilgin, M. S. (2011). The Historical Direction of Turkey’s Foreign Policy towards the Middle East. ADAM AKADEMİ Sosyal Bilimler Dergisi1 (1), 61-78.
Hale, W. M. (2011). Turkish foreign policy, since 1774. London: Routledge.             Karal, E. Z. (1981). Atatürk’ten düşünceler. Ankara: Doğuş Matbaası.
Kemal, A. (2000). Nutuk (1919-1927). Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, Ankara.   Kodal, T. (2006). Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası (1923 1938). Yakın Dönem Türk Politik Tarihi, 189-227.                                                                                         Okutan C. ,  Ereker,  F. (2005). “Türk Dış Politikasının Belirlenmesinde ‘Rejim’ Unsuru”, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 4 (8), 189-204.
Sander, O. (2001). Siyasi Tarih: 1918-1994. Ankara: İmge.
Sonyel, S. R. (1975). Turkish Diplomacy 1918-1923: Mustafa Kemal and the Turkish National Movement (Vol. 3). Sage Publications (CA).
Sonyel, S. R. (1995). Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika. Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi.
Şimşir, B. N. (2016). Atatürk dönemi: Incelemeler. Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi
Şişman, A. (2000). Atatürk Döneminde Türkiye-Suudi Arabistan İlişkilerinin Başlaması ve İlk Diplomatik Temaslar. Atatürk Uluslararası Kongresi 25-29 Ekim 1999 Türkistan-Kazakistan, C.I, Ankara.
Umar, Ö. O. (2010). Milli Mücadele Dönemi Atatürk’ün Ortadoğu Politikası. Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi20 (1).

Uluslararası ilişkiler, kamu yönetimi, siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler, tarih ve diğer tüm alanlarda akademik çalışmalarınızda tez hazırlama desteği, tez yazdırma danışmanlığı, proje yazım desteği, literatür araştırması, yazım kılavuzuna göre düzenleme alanlarında yardım ve danışmanlık desteği istiyorsanız bize ulaşmanız yeterlidir. Danışmanlık çerçevesinde tez yazılır, tez hazırlanır, tez önerisi hazırlanır, tez konu tespiti ve tez içindekiler sayfası oluşturulması için destek verilir, tez yazdırma için danışmanlık yapılır, makale yazılır ve tüm akademik çalışmalarda danışmanlık yapılmaktadır.

Milli Mücadele Döneminde Atatürk’ün Ortadoğu Politikası