TÜRKİYE AZERBAYCAN İLİŞKİLERİNİN TURİZM SEKTÖRÜ AÇISINDAN İNCELENMESİ VE GELİŞİMİ İÇİN ÖNERİLER

Bu bitirme projesi Tez Danışmanlık Ofisi www.tezofisi.com tarafından sadece örnek olması amacıyla hazırlanmış örnek yüksek lisans projeleri arasındadır. Bu çalışmanın aşağıdaki tüm içeriği Tezofisi.com tarafından hazırlanmış olup kullanım hakları Tezofisi.com a aittir. Bu yüksek lisans bitirme projesi tamamı veya bir kısmının izinsiz kullanımı halinde gerekli prosedür işletilir.

 

GİRİŞ

Turizm, boş zaman ve tasarrufun nasıl değerlendirileceği düşüncesiyle başlar ve ülke ekonomileri üzerinde lokomotif etkisi oluşturur. Gelişmekte olan ülkelerde turizm, ekonomik yararlılığı, verimli oluşu, kalkınma için gerek duyulan döviz girdisini sağlaması gibi nedenlerle ekonomik sorunların çözülmesinde bir çıkış noktası olarak görülmektedir. Bu bağlamda turizm, gelişmekte olan ülkelerin ekonomik kalkınmalarını gerçekleştirebilmek için gerekli olan döviz girdisini sağlama, yeni gelir yaratma ve istihdam olanaklarını artırma özelliği ile bir çok ülkede öncelikli sektör haline gelmiştir.

Dünyadaki en büyük kitle hareketi olan turizm en basit ifadesiyle; bir yerin tarihi ve doğal güzelliklerini görmek, tanımak, eğlenmek ve dinlenmek için yapılan gezidir. Ancak, günümüzde ulaşım imkanlarının daha kolay ve ucuz hale gelmesi, insanların geride bıraktıkları ile kolayca haberleşmesini sağlayan kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması sayesinde; turizm kavramı asıl yaşadığı yerin dışında başka bir yere eğlence, tatil, kültür, arkadaş ve akraba ziyareti, aktif spor, toplantı, görev, iş, öğrenim, sağlık, transit vb. amaçlarla seyahat etmenin doğurduğu olaylar bütünü olarak belirtilebilir.

Günümüzde gelişmekte olan ülkelerin ekonomileri için çok önemli bir yer tutan turizm sektörünü ele aldığımız çalışma toplam dört bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde turizmin tarihsel gelişimi ve Türkiye’deki gelişim süreci ile birlikte, turizm ekonomisi, turizm politikaları ve turizm ile ilgili istatistiki veriler ele alınmıştır.

Çalışmanın ikinci bölümünde ise Azerbaycan turizminin tarihsel gelişim süreci, arz-talep yapısı bakımından mevcut durumu ve turizmin ülke ekonomisine katkılarının neler olduğuna yer verilmiştir.

Çalışmanın üçüncü bölümünde Azerbaycan ile ilgili genel bilgilere yer verildikten sonra Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler siyasal açıdan, ekonomik açıdan ve askeri açıdan ele alınarak  değerlendirilmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise Türkiye ile Azerbaycan arasındaki turizm ilişkilerinin neler olduğu incelenmiştir.

  

BİRİNCİ BÖLÜM

TÜRKİYE TURİZMİNİN KAVRAMSAL ÇERÇEVESİ

 

  • Turizminin Tarihsel Gelişimi ve Türkiye’deki Gelişim Süreci

Modern anlamda turizm kavramı içinde ele alınmamakla birlikte, insanların dünyada var olmalarından bu yana çeşitli sebeplerle seyahat ettikleri bilinmektedir. İlk çağlarda ekonomik faaliyetler toplayıcılık, avcılık, tarım ve çok az sayıda olsa da ticarete dayandığı için boş zaman kavramı henüz gelişmemiştir. Günümüz turizmine benzer seyahatler ise 17. yüzyılda Avrupa’da ülke içi ve komşu ülkeler arasında büyük şehirleri, kültür merkezlerini görme ve bunlar hakkında bilgi sahibi olma isteğiyle yapılmıştır. (Sivil, 2007: 9). Seyahat eden kimseye yeni bir terim olarak verilen “turist” kavramı ilk kez 1800’lerde kullanılırken, “turizm” kavramı ise ilk kez 1811’de İngiltere’de yayımlanan “Sporting Magazine” adlı bir dergide yazıya dökülmüştür (Smith, 1989: 17).

On dokuzuncu yüzyılda yapılan ikinci sanayi devrimi ile birlikte petrol kuyuları açılmış, fabrikalar gelişmiş ve çalışan kesimin boş zamanları eski zamanlara göre artmıştır. On dokuzuncu yüzyılın içerisinde ilk seyahat rehberi yayınlanmış ve 5 Temmuz 1841’de dünyadaki ilk paket tur İngiliz Thomas Cook tarafından gerçekleştirilmiştir. Turizmin gelişiminde bir ilki gerçekleştiren Thomas Cook, ilk tur operatörlüğünü de başlatmıştır. İlk seyahat acentesi 1841’de Thomas Cook tarafından kurulmuştur (Syratt ve Archer, 2004). Gelişmesini devam ettiren turizm sektörü Birinci Dünya Savaşı yıllarında sekteye uğramakla beraber savaştan hemen sonra ani bir gelişme göstermiştir. Çünkü düşman devletlerin birbirini tanıma, savaşılan alanları görme istekleri kuvvetlenmiştir. Bu da turizmin insanların sadece seyahat etme isteklerine bağlı olmadığını göstermektedir. İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda turizm, geniş alanlara yayılışını sürdürmüştür (Sivil, 2001: 12)

Günümüzde ise turizm dünyada hızla gelişen ve bacasız sanayi olarak adlandırılan bir sektör haline gelmiş ve kendisini zorunlu ihtiyaçlar arasında kabul ettirmeyi başarmıştır. Turizm özellikle gelişmekte olan ülkelerin kalkınmalarını tamamlayabilmeleri için ihtiyaç duyulan dövizi sağlaması, ülkede üretim çeşitliliğini artırması ve istihdam oluşturması bakımından çok önemli bir yere sahiptir (Bülbül, 1994: 44).

Genel olarak incelediğimizde tarih boyunca turizmin gelişiminde büyük etkisi olan sebepleri tarihsel bir sıralama açısından aşağıda olduğu gibi sıralayabiliriz (Lanquar, 1991; Tunç ve Saç, 1998 ):

  • İlk çağlarda bile insanların meraklı olması ve bu ihtiyacını gidermek istemesi,
  • İnsanoğlunun her zaman çeşitli inançlara sahip olması,
  • Tekerleğin icadı ve ulaşımın taşıtlarla yapılmaya başlanması,
  • Tekerleğin icadı ile ticaretin gelişmesi ile birlikte farklı bölgelere seyahat edilerek ticaret yapılmasına başlanması,
  • Seyahat taşıtlarının buharın itme gücü kullanılarak geliştirilmesi,
  • Sanayi devrimi ile petrol kuyularının açılması ve patlarlı motorun icat edilmesi,
  • Denizaşırı gidebilecek yolcu gemilerinin kullanılmaya başlaması ve turizm faaliyetinin ucuzlamaya başlaması,
  • Paket turların başlaması,
  • İkinci sanayi devrimi ve ardından Bolşevik devrimi ile çalışanların sosyal hakların artırılması, ücretli izin ve iş yükünün azalması sonucu boş zamanın artması,
  • Emeklilik yaşlarının aşağıya çekilmesi, ücretlerin artışı,
  • Kadınların sosyal hayata girişinin artması, çalışan kadın sayısının artışı ve liberalleşme,
  • Kişilerin eğitim düzeyinin artması ve bunun etkisi ile değişik yerler görme ve merakın çoğalması,
  • Birinci dünya savaşı sırasında taşıtların geliştirilmesi ve çoğalması,
  • İkinci dünya savaşı sonrasında barışın artması, ülkelerin birbirine yakınlaşması ve savaş olan yerlerin merak edilmesi,
  • Avrupa’daki savaşların bitmesi ve ülke sınırlarının belirginleşmesi,
  • İkinci dünya savaşı sırasında hava taşıtlarının ve demiryollarının gelişimi, ulaşımın ucuzlaması,
  • Yıkılan kentlerin yeniden inşasında turizminde göz önünde bulundurularak planların yapılmasıdır,
  • Ülkeler arası bütünleşmenin artması ve yakınlaşma,
  • Döviz kurları ve reel fiyat hareketleri,
  • Reklam ve iletişim araçlarının gelişmesi,
  • Turizmin geniş halk kitlelerine yayılması,
  • Turizmin artık bir lüks olmaktan çıkıp gereksinim haline gelmeye başlaması,
  • Belli turizm hedeflerinin ortaya çıkması,
  • Turizmin öneminin ülkeler tarafından algılanması ve yöneticilerin turizmin gelişimi için politikalar üretmesi, planlama ve pazarlamanın modernleşmesi,
  • Toplumsal hareketliliğin artması
  • Doğu bloğu ülkelerindeki siyasi ve politik gelişmeler,
  • Seyahat güvenliğine verilen önemin artması ve insanların kendilerini daha güvende hissetmeye başlamaları,
  • İlk uzay turistinin dünya dışına seyahati, şeklinde sıralayarak ifade edilebiliriz.

Günümüz  şartlarında Türkiye gibi birçok ülke ekonomisini derinden etkileyen, küresel ekonominin önemli bir parçasını oluşturan, kültürlerarası etkileşimin ana öğelerinden birisi olan turizm ya da eski dönemler için seyahat adı verilen eylem, tarihsel süreç içerisinde  kendine sürekli yer bulmakla birlikte bu eylemin ardında yatan sebeplerde de insanlığın gelişimi ile birlikte evrim süreci yaşanmış ve bu evrim süreci halen devam etmektedir (Sezer, 2010: 3). Bu kapsamda Türkiye’de turizm kavramının daha iyi anlaşılabilmesi için turizmin tarihsel gelişim sürecinin iyi bilinmesi gerekmektedir..

Türkiye’de turizm sektörünün tarihsel gelişimi, planlı dönem öncesi (1923-1963) ve 1963’ten günümüze kadar olan dönemi kapsayan planlı dönem olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Planlı dönem öncesinde turizm sektörüne bakıldığında gelişmelerin son derece sınırlı olduğu anlaşılmakla birlikte, turizmin devletin gündeminde yer aldığı görülmektedir. Turizm sektöründeki asıl gelişme planlı dönemde gerçekleşmiş ve her iki dönemde de devletin politik tercihleri ile yakından ilişkili olmuştur. Planlı dönem, 1963-1983 yılları arasında devletin turizm gelişimini sağlamak üzere şartların oluşturulduğu ve öncü olduğu “birinci dönem” ve 1983’ten günümüze süregelen “liberalizasyon dönemi” olarak iki alt dönemde tanımlanabilir (DPT Dokuzuncu Kalkınma Planı Turizm Özel İhtisas Komisyonu Raporu, 2007:6).

  • Planlı Dönem Öncesi Turizm

Türkiye’de turizmin tarihsel gelişimine bakıldığında oldukça eskiye dayandığı görülmektedir. Anadolu’nun dünya tarihi boyunca uygarlıkların doğuşuna, gelişmesine ve çöküşüne sahne olduğu, çok çeşitli ve zengin kültürel mirası barındırdığı bilinmektedir. Turizm Anadolu’da ancak Osmanlı İmparatorluğu döneminde bugünkü anlayışa yakın bir gelişme sürecine girdiği söylenebilir. (Emekli, 2005:103). Ülkemizdeki turizm ile ilgili ilk faaliyetlerin, 1890 yılında yürürlüğe giren ‘Seyyahine Tercümanlık Edenler Hakkında Tatbik Edilecek 190 Sayılı Nizamname’ ile yasal olarak başladığı ve örgütlenmeye doğru ilk adımın atıldığı düşünülmektedir (Akpınar, 2006: 2).

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1923 yılında turizm alanında faaliyet gösteren ilk örgüt Raşit Saffet Atabinen ve bir grup aydın tarafından kurulan “Seyyahin Cemiyeti” olarak kabul edilmektedir. Bu cemiyet, ismini daha sonra “Türkiye Turing Klubü” ve ardından da “Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu” olarak değiştirerek çalışmalarını devam ettirmiştir. (Akpınar, 2003:3). Cemiyetin amacı, İstanbul ve Bursa gibi önemli  şehirleri, buralardaki tarihi ve kültürel değerleri yurtdışında tanıtmaktır. Başlangıç olarak da kruvazyer gemileriyle gelen turistlerin limandan geçişlerini kolaylaştıracak birtakım önlemlerin alınmasını sağlamış, bu arada bazı kuruluşlarla işbirliği yaparak turistlerin küçük vapurlarla taşınmalarını kabul ettirmiş, taksi, kayık ve hamal tarifeleri hazırlatarak lüzumlu yerlere astırılmıştır (Kozak vd., 2010:106).

Türkiye’deki Turizm Müdürlüğü zaman içinde farklı birimlerin kurulmasının ardından oluşmuştur. 1938 yılında, Türk Ofis’in yayın ve tanıtım işlerini yürüten birimi içindeki ‘Turizm Masası’ önce ayrı bir şube olarak kurulmuş, daha sonra bu şube 1939’da Ticaret Vekâleti’nin kuruluşu sırasında ‘Turizm Müdürlüğü’ adını almıştır. 1940 yılına gelindiğinde turizmin tanıtım ve duyuru ile yakın ilişkili bir aktivite olduğu anlaşılmış, 1943’te Basın Yayın Genel Müdürlüğü adını alan birim içerisine ‘Turizm Müdürlüğü’ kurulmuştur (Akdoğan ve Kozak, 1996: 83). 1949 tarihinden başlayarak turizmle ilgili faaliyetler, Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü’ne bağlı “Turizm Dairesi’nce yerine getirilmiştir. 1949 yılında çıkarılan 5392 sayılı yasanın 17. Maddesi uyarınca turizm konusunda alınacak önlemleri görüşmek üzere, 19 Aralık 1949 tarihinde “I.Turizm Danışma Toplantısı” ilk toplantısını yaparak, “Turizm Ana Programı” adı altında sektörün gelişmesine yönelik bir program hazırlanmıştır. Ancak bu program dönem koşulları içinde uygulanamamıştır. Bununla birlikte 1950 yılında çıkarılan “5647 sayılı Turizm Müesseseleri Teşvik Kanunu”, Türkiye’de turizmin geliştirilmesi amacıyla çıkarılan ilk yasal düzenleme olma özelliği taşımaktadır (Akpınar, 2003: 3).

Planlı dönem öncesi turizmde büyük gelişmeler elde edilememesine rağmen bu dönemde turizmin gelişmesi için yapılan çalışmalar planlı kalkınma döneminin alt yapısını teşkil etmiştir denilebilir (Sözen, 2007:66).

  • Planlı Dönem Sonrası Turizm

Planlı dönem, 1963-1983 yılları arasında, devletin turizm gelişimini sağlamak üzere şartları oluşturduğu ve öncü olduğu ve turizm sektöründeki asıl gelişme gösterdiği dönem olarak adlandırılan  “birinci dönem” ve 1983’ten günümüze süregelen “liberalizasyon dönemi” olarak iki alt dönemde tanımlanabilir (Shoyuchap, 2008: 45).

Planlı dönem 1950-1960 yılları arasındaki plansız kalkınma anlayışına bir tepki olarak geliştirilmiş ve uygulamaya konulmuştur. Türkiye’de 1963 yılından bu yana beş yıllık kalkınma planları biçiminde, dokuz dönem planlaması yapılmıştır. Her dönemde kalkınma planlarında turizme ve turizm yatırımlarına yönelik hedefler ve bu hedeflere ulaşmada faydalanılacak teşvikler yer almıştır. Kalkınma planı ve yıllık program hedeflerine uygun olarak hazırlanan teşvik mevzuatı ile uluslararası rekabet gücünü sağlamak için yatırımların uluslararası yükümlülüklere aykırılık teşkil etmeyecek şekilde teşviki, yönlendirilmesi ve desteklenmesi temel amaç olmuştur (Kozak ve diğerleri, 2000:119; Sözen, 2007: 65).

1960-1980 döneminde uygulamaya konan dört adet beş yıllık kalkınma planının içerisinde turizm sektörünün gelişimine yönelik çalışmaları toplu olarak incelediğimizde şu çıkarımları yapmak mümkündür. İlk kalkınma planıyla (1963-1967) turizm sektörünün döviz kazandırma ve ödemeler bilançosu açığının kapatma görevi ön plana çıkarılmıştır. Ayrıca, Türkiye’nin buna imkan sağlayacak doğal ve tarihi olanaklarının da olduğu açıklanmıştır (DPT, 1963: 425). Kitle turizmi ve sosyal turizm kavramları bu yıllarda gündeme gelmiştir. Özellikle İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (1968-1972) ile birlikte turizm sektörünün yalnızca ödemeler dengesine olumlu katkıda bulunan özelliğinden değil aynı zamanda ekonomik, sosyal ve kültürel faydalarından da yararlanılması gerekliliğine dikkat çekilmiştir. Bu planla ilk defa dış turizm gelirleri ve yabancı turist sayısını artırmak için yatırımların turistik potansiyeli yüksek Akdeniz ve Güney Ege gibi kıyı bölgelerine yoğunlaştırılması gereğinin üzerinde durulmuştur. Kitle turizmine uygun olarak altyapı tesisleri, yardımcı imkânlar ve örnek tesislerin kamu kesimi, diğer turistik yatırımların ise özel sektör tarafından yapılması ilke olarak benimsenmiştir (DPT, 1967: .593). Üçüncü Beş  Yıllık Kalkınma Planında, açıklanan esas hedeflere ulaşabilmesi için, turizm yatırım ve işletmeciliğinde dış ve iç turizm talebine uygun olarak daha çok özel sektöre ağırlık verilmesi, turizmin hız kazandığı alanlarda arazi kullanımı ve tesis alt yapısı ilişkilerinin düzenlenmesi, tesislerinin düzensiz gelişimini engellemek amacıyla fiziksel planlama çalışmaların sürdürülmesi, kıyıların, turistik ve ulusal park niteliğindeki alanların toplum yararına kullanılmasının sağlanması ve korunmasını sağlayacak mevzuat hazırlanması ve sosyal turizmin gelişmesine önem verilmesi amaçlanmıştır (DPT, 1972: 616-617). Dördüncü Beş Yıllık Kalkınma Planında, 24 Ocak 1980 tarihinde, ekonomi adına yeni politik kararlar alındığı görülmektedir. Fakat 1980 yılı Eylül ayında askeri müdahaleler sonucunda bu plana ara verilmek zorunda kalınmış olduğu bilinmektedir.(Mutlu, 2012: 88). Bu dönem esnasında; turizmin öncelikli olarak yöre ve yerleşim merkezlerinin geliştirilmesine önem verilmesi yönünde karar alınmıştır. Bu kararlarla Türkiye’ye seyahat düzenleyen tur operatörlerinin ve havayolu şirketlerinin desteklenmesi amaçlanmıştır (Kozak vd. 2010: 117).

Türkiye’de 1980 sonrası  Türk turizmi için bir dönüm noktası olmuştur. Bu dönem içerisinde, Türkiye turizm tarihinde hiç rastlanmayacak bir gelişme hızı yakalanmış, birkaç yıllık süreç içerisinde turistik arz kapasitesi, elde dilen döviz ve gelen yabancı sayılarında büyük gelişmeler yaşanmıştır. 1980 sonrası turizm ile ilgili olarak alınan kararlar içerisinde en önemli olanı, 2634 sayılı “Turizm Teşvik Kanunudur”. Bu yasal düzenlemeyle Türkiye’de turizm sektörüne o zamana değin uygulanmayan pek çok teşvik uygulamaya konmuştur (Akpolat, 2006: 4-5).

  • Türkiye Ekonomisinde Turizmin Yeri

Dünya ekonomisinde en hızlı gelişen sektörlerden biri haline gelen turizm sektörü, özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler açısından ekonomik kalkınmanın bir aracı olarak görülmektedir (Yavuz, 2006: 162). Turizm, günümüzde döviz girdisini arttırması ve istihdam sağlaması bakımından ulusal ekonomiye katkıda bulunmaktadır. Ayrıca, uluslararası kültürel ve toplumsal iletişimi sağlayıcı ve bütünleştirici etkisi ile dünya barışının korunmasında büyük pay sahibi olan bir sektördür (Çımat ve Bahar, 2003: 1).  İktisadi açıdan bakıldığında turizm; enflasyonu ve işsizliği azaltmak, kalkınma ve büyümeyi gerçekleştirmek, bölgesel kalkınmayı sağlamak, dış borçları ödemek, ödemeler dengesini sağlamak ve dış ticaret açığını kapatmak, ulusal gelir ile birlikte refahı arttırmak gibi hedeflerin gerçekleştirilmesinde büyük rol oynamaktadır (Bahar, 2007: 138).

Dünyada gelişmekte olan birçok ülke açısından turizmin çekici yönlerinden en önemlisi, ekonomik yararlılığını daha kısa sürede gösterebilmesidir (Soyak, 2005: 72). Gelişmekte olan bir ülkelerden birisi olan Türkiye’de turizm endüstrisi özellikle 1980 yılından sonra çok büyük bir gelişme göstererek, ülke kalkınmasında lokomotif görevi üstlenmiştir. Günümüzde turizm, Türkiye‟de imalat sanayinden sonra gelen en önemli döviz kaynağıdır (Bahar, 2006: 138).

Elastik bir yapıya sahip olan turizm sektörü, birçok iç ve dış etkenlere bağlı olarak değişebilmektedir (Seckelmann, 2002: 88). Turizm sektörü, Türkiye’nin ekonomik kalkınma stratejisinde çok önemli bir konumda yer almaktadır. 1980’lerden itibaren gösterdiği önemli gelişmelerle, Türkiye’de turizm, dünyadaki bütün turistler için de ünlü bir turist çekim merkezi durumuna gelmiştir. Özellikle, turist sayıları ve turizm gelirleri açısından, 1983-1989 yılları arasında, Türk Dış Turizminin, diğer geleneksel turizm gelirlerine oranla artışı bir önceki yılla karşılaştırıldığında % 127 ile rekor bir seviyeye ulaşmıştır (Çımat ve Bahar, 2003: 2).

Genel olarak turizmin ekonomiye ve ülke gelişmesine katkısının neler olduğunu şu şekilde özetleyebiliriz: Turizmin bir ülke ekonomisine katkısı doğrudan ve dolaylı şekilde oluşur. Ülkeye giren yabancıların, turizm aktivitelerini gerçekleştirebilmek için harcadıkları paralar döviz girdisidir ve bu turizmin direkt katkısı olarak ifade edilebilir. Bu dövizler, GSMH’nin yükselmesini, ödemeler dengesinin iyileşmesini ve refah seviyesinin artmasını sağlar. Dolaylı etkilerini de şöyle sıralamak mümkündür; turizm bir hizmet sektörüdür, turist sayısı arttıkça bunlara hizmet verecek tesis sayısı da artacaktır, tesis sayısının artması, buralarda çalışacak insan sayısının artması demektir. Böylece istihdam alanları oluşur ve işsiz sayısı azalır (Tüzen, 2012).

  • Dış Ödemeler Dengesine Etkisi

Bir ülkede yaşayan kişilerin başka ülkede yaşayan kişiler ile (genellikle bir yılda) yaptıkları bütün ekonomik ilişkilerin tutulduğu hesaplara ödemeler bilançosu denilmektedir (Salvatore, 2004:429). Turizm sektörünün gelişmekte olan ülkelerde ödemeler bilançosuna yaptığı olumlu ve olumsuz etkilerinin olduğu söylenebilir. Gelişmekte olan bir ülkeye yurt dışından turizm maksatlı gelen turistlerden elde edilen gelirler olumlu etkiler olarak nitelendirilebilir. Aynı zamanda yurtdışına çıkan turistler de olumsuz etkiler yani cari açığı arttırıcı etkiler olarak yorumlanabilir (İçöz ve Kozak, 2002:195).

Turizmden kaynaklanan döviz hareketlerinin ülke ekonomisi açısından önemi, ödemeler dengesi içindeki yeriyle ölçülmektedir. Döviz hareketleri, turist gönderen ülkenin döviz talebini, turist kabul eden ülkenin de döviz arzını arttırıcı bir rol oynamaması sebebiyle, ülkelerin ödemeler dengesini etkilemektedir. Turizm gelirleri bu özelliğiyle, döviz sıkıntısı çeken ve ödemeler dengesi açık veren ülkeler için oldukça önemli bir döviz kaynağıdır (Kar vd., 2004: 89).

Gelişmekte olan ülkelerde ödemeler dengesinde ortaya çıkan açıkların kapatılması, ancak ihracatın artırılması ile mümkün olabilmektedir. Kaynak yetersizliği nedeniyle dış borç yükü sürekli artan bu ülkeler, ödemeler bilançosundaki dengesizlikleri çözebilmek maksadıyla, kısa vadede elde edebilecekleri kaynakları tercih etmektedirler. Bu noktada turizm, kısa vadede gelir sağlayan önemli bir hesap kalemi olarak ödemeler dengesinde yer alır. Türkiye‟de kalkınma için büyük önem taşıyan döviz ihtiyacının karşılanmasında iki farklı yol kullanılabilmektedir. Bunlardan birincisi, ithalatın sınırlandırılmasıdır; ancak bu durumda piyasada ortaya çıkabilecek durgunluk, yatırımları ve istihdamı olumsuz yönde etkileyecektir. Bu nedenle döviz ihtiyacının karşılanması için ihracatın arttırılması gerekmektedir. Turizm de döviz ihtiyacının karşılanmasını sağlayan bir endüstri olarak büyük önem taşımaktadır (Coşkun, 2011: 89).

  • Gelir Yaratıcı Etkisi

Turizm sektörünün yarattığı gelirin ne kadar olduğunu ölçebilmek için, turizmle ilgili faaliyet alanlarında toplam üretimde bulunun ve turizme aktarılan payın bulunması gereklidir. Böylece, diğer sektörlerden bir kısmı, turizm sektörüne aktarılan mal ve hizmetleri ürettiğine ve turizme yönelik çalışan bu sektörler de başka sektörlerden girdi satın aldıklarına göre, ortaya gelir yaratma süreci çıkmaktadır (Metin, 2013: 15).

Turizm sektörü diğer birçok sektörle yakın ilişki içerisinde bulunması sebebiyle, turizm gelirleri diğer birçok mal ve hizmetlerin tüketimine ve ihracatına imkan sağlamaktadır. Başka bir deyişle turist bir ülkeye geldiğinde, o ülkede yaptığı her harcama sadece turizmle uğraşan kişilere değil, turistin harcama yaptığı diğer sektörlere de gelir sağlamaktadır (Kar vd., 2004: 90). Ayrıca artan turizm talebini karşılamak amacıyla yapılan turistik yatırımlar, gerek turizm sektörünün gerekse sektörü besleyen diğer sektörlerdeki üretim faaliyetlerinin gelirlerinin artmasına katkıda bulunur (Opuş, 2001: 40).

Turizmin ulusal gelire olan etkisi hesaplanırken sadece dış turizm hesap edilmekte, iç turizm ise dikkate alınmamaktadır. İç turizmin dış turizmden daha çok talep ve gelir yarattığı düşünüldüğünde, turizmin ülke ekonomisi ve ulusal gelir içindeki payı görünenden daha yüksek olduğu söylenebilir (Yarcan, 1996: 44).

  • İstihdama Etkisi

Turizm sektörünün emek yoğun bir sektör yapısına sahip olduğu için, özellikle gelişmekte olan ülkelerde ekonomiye en önemli katkıyı istihdam alanında sağlamaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde otomasyonun emek faktörünün yerini alması istihdam anlamında bir kayba sebep olmaktadır. Bu anlamda turizm sektörü gelişmekte olan ülkeler için özellikle istihdam anlamında çok büyük önem arz etmektedir (Koç, 2015: 16).

Turistik harcamalarının dolaysız ve dolaylı olmak üzere iki şekilde gelir etkisi yaratmasına ek olarak, turistik harcamalar dolaysız ve dolaylı istihdam etkisi de yaratırlar. Turizm sektörünün esas olarak emek yoğun üretim tarzına sahip olması nedeniyle, yaratılan dolaysız istihdam etkisi önemli boyutlara ulaşabilmektedir (Özkök, 2003: 73).

Turizm sektörü sadece turistik tüketim harcamalarının yapılması ve bu yolla gelir yaratılmasından oluşmamaktadır. Bununla beraber aynı zamanda turizm talebini karşılamak için işletmelerin yeni yatırımlar gerçekleştirmeleri de gerekmektedir. Diğer taraftan, turizm, yatırımın başlaması ile istihdam artışı sağlamaya başlarken, tamamlanmasıyla da o sektördeki nitelikli işgücünün istihdamı için yeni iş imkânları sunmaktadır. Konaklama, yiyecek-içecek, seyahat-ulaştırma ve rekreasyon alanlarında doğrudan, eğitim, bankacılar, tarım, inşaat ve sanayi gibi diğer sektörlerde ve yan sektörlerde ise dolaylı olarak iş olanakları yaratmaktadır (Tavmergen, 1998: 60).

Türkiye’de turizm sektöründe istihdamın temel özellikleri şöyle sıralanabilir (Olalı ve Timur, 1986: 102-103) :

  • Turizmin mevsimlik yoğunlaşması, işletmelerin sürekli personele ilave olarak mevsimlik personel istihdam etmesine neden olmaktadır,
  • Turizm sektörü, yarı kalifiye ve niteliksiz işgücüne istihdam olanağı sağlamaktadır,
  • Turistik işletmelerin büyüklüğü, istihdam edilecek personel sayısını doğrudan etkilemektedir,
  • Turizm sektöründe; aile tipi işletmeler yaygın olduğu için, istihdam edilen personel sayısı diğer sektörlerle karşılaştırıldığında kadın, çocuk ve yaşlı personel diğer sektörlere göre daha fazladır,
  • İstihdam edilen eğitimli personel oranı; bölgelere ve işletme türlerine göre farklılıklar göstermesine rağmen, düşük seviyelerde kalmaktadır,
  • Özel çalışma koşulları, uzun çalışma saatleri, hafta sonu ve diğer resmi tatil günlerinde çalışma zorunluluğu; turizm sektöründe çalışanların büyük bir baskı altında kalmasına sebep olmaktadır. Bu durum, sosyal bakımdan da bazı sıkıntılar yaratmaktadır,
  • Turizm endüstrisinde; küçük ölçekli işletmelerin yaygın olması ile birlikte, işgücü devir oranının yüksek olması, meslek örgütleri ve sendikalara üye olma oranını azaltmaktadır.

 

  • Bölgesel Ekonomik Gelişmeye Etkisi

Türkiye doğal, tarihi ve kültürel kaynaklarının çeşitliliği, bu kaynakların farklı turizm türlerinin geliştirilmesine elverişli olması açısından zengin bir turizm destinasyonudur (İTO, 2007: 110). Ülkenin hemen hemen her bölgesinde bulunabilecek bu turizm kaynaklarının geliştirilmesi ile turizmin Türkiye‟de bölgelerarası dengeli ekonomik kalkınmaya katkı sağlaması mümkündür (Coşkun, 2011: 100).

Türkiye’de bölgesel olarak yatırımlar büyük ölçüde kıyı şeridinde ve özellikle Antalya’da yoğunlaşmıştır. Ancak son yıllarda turizm politikalarında çevrenin korunması, alternatif turizm türlerinin geliştirilmesi, turizm sezonunun uzatılması, turizm açısından gelişmemiş yörelere yapılacak yatırımların teşvik edilmesi ve küçük ölçekli aile işletmeciliğinin özendirilmesi ile turizm farklı bölgelerde gelişmeye başlamıştır (Coşkun, 2011: 100).

  • Türkiye’de Turizm Politikası

Türkiye son 50 yılda benimsediği dışa açılma politikaları ile ekonomik açıdan önemli bir değişim süreci geçirmiştir. Bu değişim, dünya turizminin hızla gelişmesinin de etkisiyle, turizm endüstrisinde daha belirgin bir biçimde ortaya çıkmıştır (Bulut, 2000: 81-82).

Turizm politikası dünyanın farklı bölgelerinde farklı düzeylerde ele alınmış olsa da, bugünkü turizm politikasının ortaya çıktığı dönem 2. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa olarak belirlenir. Bu dönemde Avrupa, savaşın ortaya çıkardığı gerileme ve hasarları bir araç ve ekonomik kalkınma açısından çok ihtiyaç duyulan döviz girdisinin hızlı bir şekilde sağlanması için potansiyel bir kaynak olarak görülmüştür. Avrupa 1940’lı yılların sonunda detaylı turizm politikaları oluşturmuş ve 1950’lerde turizm ürünü için iyi tanımlanmış uluslararası bir politikaya sahip olmuştur (Coşkun, 2004: 8).

Turizm politikası, bir ülkede turizm endüstrisini geliştirmek, yönlendirmek ve denetlemek amacıyla yönetimler tarafından çeşitli araçlar kullanılarak belirlenen yaklaşımlar ve hedefler, alınan önlemler veya bunların bütünü şeklinde ifade edilmektedir (Usta, 1993: 192).

Turizm politikasının temel olarak beş niteliği vardır (Hall, 1996: 2):

  • Politika, bir grup insan için karar verme süreci ile ilgilidir.
  • Kararları etkileyen, farklı seçenekleri oluşturmaya yardımcı olan kararlar, politikalar ve ideolojilerle ilgilidir.
  • Politika kararlarını kimin vereceği ve bunların kitleleri ne ölçüde temsil edebileceği ile ilgilidir.
  • Politika karar süreçleri ve karar süreçlerinin gerçekleştiği kurumlarla ilgilidir.
  • Politika kararların ne şekilde uygulanacağı ve toplum üzerindeki etkileri ile ilgilidir.

Türkiye’nin genel turizm politikasının amaç ve kısa açıklamaları aşağıda olduğu gibidir (Sivil, 2007: 89-90);

  • Rekabet Gücü Yüksek ve Verimli Bir Turizm Ekonomisinin Geliştirilmesi Ekonomik içerikli bir amaçtır. Turizm hareketi, potansiyelin en çağdaş ve cazip bir şekilde sunulması ile gerçekleştirilebilmektedir. Bu nedenle altyapı ve üst yapı çalışmalarının en iyi şekilde yürütülmesi gerekmektedir. Hizmet sunan personelin eğitim ve donanımı sağlanmalıdır. Ekonomik anlamda mevcut turizm arzından optimal yararlanılmalıdır. Farklı arz türleri dengeli geliştirilmelidir. Ürün pazarlanmasında etkinlik sağlanmalı ve istikrarlı fiyatlar belirlenmelidir. Turizm mevsimsel ve mekânsal olarak dengeli dağıtılmalıdır. Farklı bölgelerin sahip oldukları çeşitli turizm potansiyelleri dikkate alınarak bölgeler bunlara uygun geliştirilmelidir. Türkiye’nin uluslar arası turizm pazarı içindeki payı arttırılmalı ve rakip ülkelere kıyasla istikrarlı fiyatlar oluşturulmalıdır.
  • Turistler ve Yerel Halk için En iyi Soysal Ortamın Oluşturulması Sosyal içerikli bir amaçtır. Turistlerin serbest dolaşımını engelleyen vize, gümrük   işlemleri   vb   azaltılmalı,   ülkemizin   yararlarına   ve   güvenliğine   gölge düşürülmemesi şartıyla turistlere yeterli özgürlükler verilmelidir.  Turistlerin ticari amaçlı istismarı önlenmelidir

Bu bitirme projesi Tez Danışmanlık Ofisi www.tezofisi.com tarafından sadece örnek olması amacıyla eklenmiş olup projenin tamamına bizimle iletişime geçerek ulaşabilirsiniz.

Türkiye Azerbaycan İlişkilerinin Turizm Sektörü Açısından İncelenmesi ve Gelişimi İçin Öneriler