Bu çalışma Tez Danışmanlık Ofisi www.tezofisi.com tarafından sadece örnek olması amacıyla hazırlanmış örnek yüksek lisans tezlerinden biridir. Bu çalışmanın aşağıdaki tüm içeriği tezofisi.com tarafından hazırlanmış olup kullanım hakları tezofisi.com a aittir. Haricinde izinsiz kullanımı halinde gerekli prosedür işletilir.

Tez OFİSİ tez hazırlama danışmanlık sitesi tüm bölümler ve konular için tez hazırlama, tez yazım, tez istatistik analizi, literatür taraması, tez düzenleme, tez intihal oranı düşürme, proje hazırlama, tez konuları tespiti konularında size akademik danışmanlık ve destek hizmeti vermektedir.

Tez içindekiler örneği, tez nasıl yazılır ,tez nasıl hazırlanır, tez örnekleri, yüksek lisans tezi nasıl yapılır, tez nasıl yazılır örnek, yüksek lisans tez örnekleri, tez yazarken nelere dikkat edilmeli, tez önerisi örneği gibi araştırmalarınıza örnek olması amacıyla bu hazır tez örneğimizi inceleyebilirsiniz.

GİRİŞ

Yenilenebilir enerji kaynakları dünya üzerinde herhangi bir üretim ya da işleme faaliyetine tabi olmadan sınırsız bulunan, kullanıldıkları zaman çevreye zarar vermeyen, fosil kaynaklı (kömür, petrol ve doğal gaz) olmayan, yenilenebilen ve kullanılabilecek durumda sürekli doğada bulunan rüzgâr, biokütle, jeotermal, hidroelektrik, güneş, dalga ve hidrojen enerjisi gibi enerji kaynaklarını belirtmektedir. Yenilenebilir enerji doğal ortamında devamlı ve yinelenebilen şekilde oluşan akımlardan sağlanabilecek enerjinin yenilenebilir enerji olduğu belirtilmekte ve kullanıldıkça aynı oranda kendini besleyen enerji olmaktadır. Alternatif ve temiz enerji kaynağı şeklinde de nitelendirilen bu kaynaklar, dünyanın sürdürülebilir gelecek mirası adına ayrıca bir değer taşıdığı söylenebilir. Enerjinin sağlanmasında fosil kaynakların daha geniş anlamda kullanılması, önümüzdeki yakın zamanda rezervlerinin bitecek öngörüsü, özellikle petrol, kömür, doğalgaz gibi yakıtların kullanılması sonucunda meydana gelen çevresel ve ekonomik sorunlar gün geçtikçe artmaktadır. Bu artışların yaşamı tehditkar düzeylere varması, temiz, yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını zorunlu kılmaktadır.

Yenilenebilir enerjilerden özellikle güneş enerjisi, çevreye zarar vermeyen yenilenebilen enerji kaynakları yönünden önemli rol oynar. Önemli çevresel sorunlardan olan global ısınmanın sebeplerinden birini teşkil eden karbondioksit emisyonu güneş enerjisi santrallerinde meydana gelmemektedir. Dolayısıyla güneş enerjisi tükenmeyen ve temiz bir enerji kaynağı durumundadır. Radyasyon, duman, gaz gibi zararlı atıklar güneş enerjisinde bulunmamaktadır. Bu nedenle güneş enerjisini kullanma, birincil enerji kaynaklı özellikle global ısınmaya yol açan sera gazları ve diğer kimyasal atıkların oluşmasını önleyerek çevresel korunmaya büyük katkı vermektedir. Kaynağını güneşten alan geleneksel enerji kaynaklarıyla kıyaslandıklarında gerek çevreye gerekse ekonomiye büyük katkıları olduğu görülür.

Güneş enerjisinde yakıt probleminin bulunmayışı, işletmesinde önemli zorlukların yaşanmaması, mekaniğinde herhangi bir aşınma durumunun görülmeyişi, modüler niteliğe sahip oluşu, santralin kuruluşunda zaman sorununun yaşanmaması, uzun zaman sorunsuz olarak işlev görmesi ve temiz enerji kapsamında yer alması gibi özelliklerle fotovoltaik elektrik enerjisi kullanımında küresel düzeyde sürekli olarak artış yaşanmaktır. Güneş enerjisi işyerleri ve evlerin ısıtılması ve soğutulmasında, yemeklerin hazırlanmasında, suların ve havuzların ısıtılmasında, seralarda, tarımsal ürünlerin kurutulması amaçlı çeşitli alanlarda değerlendirilmektedir. Ayrıca sanayide ve ulaşımda da bu enerjiden yararlanmak söz konusu olmuştur.

Güneş ve rüzgar gücünün ön plana alınarak gerçekleştirilen yatırımlar, büyük tesislere ayrılması gerekli yüksek finansal kaynakların yerine çok daha uygun olmaktadır. Bu suretle güç alımında rüzgar, dalga, güneş vb. enerji çeşitlerinin yaygın kılınması, lokal iş sahaları da oluşturulacağından göçler ve işsizlik gibi sorunlara da katkıda bulunacaktır. Yenilenebilir kaynaklar ekonomiye yeni bir hareketlilik kazandırmakta, petrol ve doğalgaz alımı maliyetinin azaltılması için yardımcı olmaktadır. Enerji alanında yenilenebilir kaynakların kullanımındaki artış, direkt ve dolaylı iş alanları da ortaya çıkaracaktır.

Yenilenebilir enerji kaynaklarıyla enerji üretiminde büyük çapta yatırımlar gerekmektedir. Ekonomik kalkınma süreciyle birlikte, Türkiye’de de bu tür yatırımların önemli bir bölümü özel sektörce gerçekleştirilmekte, yapılan bu yatırımları devlet kısmen de olsa teşvik etmektedir. Yenilenebilir enerji yatırımlarında görülen ve giderek artış gösteren ilginin ülkemizde de yenilenebilir enerji alanında geniş potansiyeli olmasından ve proje maliyetinin yüksekliğine karşın, kârlılık oranının da yüksek oluşundan kaynaklandığı söylenebilir. Türkiye’de yenilenebilir enerji yatırımlarının finansmanı, sorunlar ve çözüm önerilerinin değerlendirildiği bu araştırmada öncelikli olarak enerji ve enerji kaynaklarına yönelik kavramsal bilgilere yer verilmiştir. Çalışmanın ilerleyen bölümlerinde ise Türkiye ve dünyada yenilenebilir enerji sektörü, yenilenebilir enerji yatırımları, enerji politikaları, enerji santrallerinin maliyeti ve finansmanına ilişkin mevzuat değerlendirilmiştir. 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

  1. ENERJİ VE YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARINA İLİŞKİN KAVRAMSAL ÇERÇEVE

Enerjinin, nüfus artışı doğrultusunda ortaya çıkan ihtiyaçların sağlanması, teknolojik ve ekonomik yöndeki gelişmeler piyasalarda üretimde devamlı olarak gerek duyulan bir kaynak olduğu söylenebilir. Yapılan araştırmalarda gereksinimlerin, eldeki piyasa unsurlarının gelişimi ve değiştirilmesiyle yeni kaynaklar ortaya çıkarılmak suretiyle sağlandığını göstermektedir (Öztürk, 2008: 3). Yaşadığımız yüzyılda enerji gereksiniminin hızlı bir şekilde artış gösterdiği ülkelerde aynı zamanda fosil kaynakların paylaşımında da çeşitli problemler ortaya çıkmaktadır. Enerji kaynakları üzerinde kurulmak istenen hakimiyet çabalarından dolayı 90’lı yıllarda ortaya çıkan körfez krizi ve 2010 yılında başlayarak süregelen Arap baharı eylemleri bu durumun analiz edilmesinde önemli göstergeler olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla çeşitli ülkeler fosil kaynakların sağlanması, tükenme riskleriyle kaynakların kullanımı sonucunda ortaya çıkan zararlı gaz emisyonunun yarattığı problemlerin önüne geçmek için alternatif kaynaklar aramaya başlamışlardır. Yenilenebilen enerji kaynakları ise tükenmekte olan fosil kaynaklara bir alternatif olarak ortaya çıkmaktadır. Doğal ortamda kullanım için mevcut olan ve devamlı olarak yenilenen güvenli, bağımsız ve çevreye zarar vermeyen kaynak olduğundan, ülkelere gerek siyasi gerekse ekonomik platformlarda getireceği katma değerle beraber, sürdürülebilir olan gelecekte giderek daha çok önem kazanmaktadır (Acaroğlu, 2007: 33). Türkiye’de de, bu yönde geliştirilen enerji politikaları kapsamında, yenilenebilir enerji kaynaklarının değerlendirilmesi için ülke genelindeki enerji politikalarını geliştiren yönde yasal düzenlemeler gerçekleştirilmiştir.

1.1.      Enerjinin Tanımı ve Önemi

Enerji insanlık yaşamında ülkelerin en önemli ve kritik kaynaklarından biri olmuştur. Yaşanan ekonomik kalkınmalarda başlangıçta, çoğu ekonomilerde tarımsal etkinlikler ön planda iken sanayileşme süreciyle birlikte enerji, sanayinin itici gücü durumuna geçmiştir. Enerjinin yoğunluklu bir şekilde kullanımı toplam üretimle birlikte ve yaşam standartlarında da yükselmeye neden olmuştur. Sanayileşme süreciyle doğrudan ilişkili olan kentleşme evresine geçilmesi enerjinin daha fazla kullanılmasına ve bu yöndeki ihtiyaçların da giderek artmasına yol açmıştır (Aydın, 2010).

 

Enerji, iş yapabilme yeteneğidir ve doğrudan ölçülemeyen bir değerdir. Fiziğin temel birimlerinden olan enerji, mevcut madde ve ısı, ışık şeklinde oluşan güç şeklinde ele alınmaktadır. Fizikte kullanımından önce genel olarak güç sözcüğü yerine kullanılmıştır. Albert Einstein enerjinin kütle ile orantılı olduğunu E=m.c2 formülü ile göstermiştir. Burada; E=enerji (kgm2/s2), m=kütle (kg) ve c=ışık hızı (m/s)’dır. Enerji korunması yasasında; kapalı sistemde toplam enerji miktarı sabit olarak yer almaktadır. Maddenin bir niteliği olan enerji, yoktan var edilememekte ve ortadan da kaldırılamamaktadır. Enerjinin farklı biçimleri ise; mekanik, ısı, kimyasal, potansiyel ve nükleer enerji olarak ele alınabilir (Öztürk, 2008: 1-2).

İnsanlar tarih boyunca enerjiye ihtiyaç duymuşlardır. Enerji insanların beslenme, barınma, ısınma, ulaşım, aydınlanma gibi temel ihtiyaçlarının karşılanmasında doğal bir kaynak olmuştur. Enerji aynı zamanda sadece günlük gereksinimleri karşılayan bir araç değil, toplumların ekonomik kalkınmışlıklarının da en önemli göstergesi haline gelmiştir. Enerjiye giderek daha fazla gerek duyulması, bununla birlikte dünyadaki enerji kaynaklarının kısıtlılığı ve gün geçtikçe azalması, ülkeleri ürettikleri enerji politikalarını tekrar ele almaya ve daha etkin kullanımına yöneltmiştir (Pala, 1996: 11).

Enerjinin, endüstrileşmeden ulaşıma, teknolojik gelişmelerden tüm toplumsal yaşama dek önemli bir rolü vardır. Sanayi devriminin ise enerjiye duyulan önemin artmasında öncelikli bir yer teşkil ettiği söylenebilir. Bu dönemle beraber yaratılan yeni buluşlar üretimde uygulanmış, buhar gücü kullanılarak çalıştırılan makineler, makineleşmeye yönelik sanayi sektörünü ortaya çıkarmıştır. (Aydal, 2008: 49). Sanayi sektöründeki makineleşmeyle birlikte temelde, üretimdeki fiziksel güçten çok, daha çok buhar gücü sisteminin kullanıldığı makinelere dayanması şeklinde ele alınabilir. Bu durum da üretim, büyüme ve yaşam standartlarındaki artışın enerjiye daha fazla bağlı olunması anlamına gelmektedir. Enerji olgusu, ekonomik açıdan büyümeyi sağlayan tek unsur olarak ele alınmasa da, önemli bir gelir kaynağı olarak ifade edilebilir. Belirli bir ekonomik büyüme ivmesi sadece belirli düzeylerde enerji tüketmekle gerçekleşmektedir. Enerjinin kullanılmadığı bir üretim söz konusu olmamaktadır. Yapılan istatistiklerde gelişmiş ülkelerin bu doğrultuda daha fazla enerji tüketen ülkeler olduğu görülmektedir. Başka bir ifadeyle, gelişmiş ülkelerde kişi başına düşen enerji tüketimi, gelişmekte olanlara göre çok daha fazladır. Dolayısıyla bu değişkenler arasında pozitif yönde bir ilişkinin varlığından söz edilebilir. Başka bir ifadeyle kullanılan enerji miktarının artması yaşam standartlarıyla refah düzeylerini de arttırmaktadır (Dursun, 2011: 72-73).

Fordist üretim modelinin enerjinin öneminin artmasına önemli bir katkıda bulunduğu söylenebilir. Bu modelle beraber sanayide önemli derecede kitlesel üretim olarak gerçekleştirilerek iş stratejileri ve organizasyonunda yeni teknolojilerin kullanımına yönelme durumu ortaya çıkmıştır. Bu çerçevede alışılmış sıradan işler yapan işgücü yerine makineler kullanılmış ve fiziksel güce dayanan işlerde azalma görülmüştür (Ediger, 2011: 102). Bunlar ise kömür ve buhar gücünden çok, elektrik ve petrole dayanan akaryakıtların yoğunlukla kullanıldığı teknolojiler olmaktadır. Bu nedenle Fordist modelde üretim sürecinde enerji önemli bir kaynak durumuna gelmiştir (Tümertekin ve Özgüç, 1999: 85).

Dünyada nüfus artışı, şehirleşme, sanayileşme ve teknolojinin yaygınlaşmasıyla birlikte enerjiye olan gereksinim sürekli olarak artmaktadır. Günümüzde enerji gerek sosyal ve toplumsal gerekse ekonomik yönden önemli bir bileşen olarak kabul edilmekte ve refah düzeyinin yükseltilmesinde önemli bir yer teşkil etmektedir. Enerji olgusunun ekonomik, temiz ve verimli olarak kullanılması, ülkelerdeki gelişmişlik seviyelerinin önemli bir kriteri olarak ele alınmaktadır (Koç ve Şenel, 2013: 32). Birçok kaynakta ülkelerin gelişmişlik düzeyinin, kişi başına düşen enerji tüketimi ve yoğunluğuyla saptandığı ve tüketimin yüksekliğinin, ülkedeki ekonomik kalkınma düzeyi ile yaşam standartlarının yüksekliğini gösterdiği belirtilmektedir (Ünver ve Yazıcı, 2014: 102). Bu bakımdan sürdürülebilir bir kalkınma için sürekli ve kaliteli bir enerjiye ihtiyaç vardır.

1.2.      Enerji Kaynakları

Basit anlamıyla enerji, iş yapabilme gücüdür. Hizmet ve ürün üretmek için her zaman enerji gereklidir. Bu nedenle gün geçtikçe sanayinin ve teknolojinin gelişmesiyle daha fazla enerji ihtiyacı gündeme gelmektedir.

Enerji kaynakları, farklı yöntemler ve tekniklerin kullanılması ve ekonomik amaçlara yönelik olarak enerji sağlanan kaynaklardır (Doğanay, 1998: 2). Bu kaynaklar, bulundukları yer ve kullanılış şekillerine göre isimlendirilirler. Enerji kaynaklarının niteliklerinin değişim göstermesi ya da göstermemesi yönünden birincil ve ikincil kaynaklar şeklinde kategorize edilebilir. Birincil enerji kaynakları, doğal ortamda yer aldıklarında doğrudan kullanılabilen kaynakları olmaktadır. Kömür, petrol, doğal gaz, biokütle, güneş, rüzgâr, dalga şeklinde sınıflandırılan birincil enerji kaynakları, başka enerji biçimini sağlamada kullanıldığında bu enerji, ikincil enerji sınıflandırmasına girmektedir. Elektrik enerjisi bu kaynak türüne bir örnek oluşturmaktadır (Acaroğlu, 2003: 8).

Enerji kaynaklarının kendini yenilemeye ilişkin özelliklerine göre yenilenmeyen alternatif enerji kaynakları vardır. Yenilenemeyen enerji kaynakları ise (kömür, petrol, kömür) doğal ortamda elde edilmektedir. Bu kaynaklar, hayvan ve bitki atıklarının çok uzun dönemlerdeki kimyasal dönüşümlerinin bir sonucu olmaktadır. Alternatif kaynaklar ise, doğal ortamda bulunan ve kullanıldıkça miktarı değişmeyen enerji kaynaklarındandır. Bu bölümde enerji kaynakları konvansiyonel ya da yenilenemeyen/fosil enerji kaynakları ve yenilenebilir enerji kaynakları şeklinde değerlendirilmektedir.

1.2.1.   Yenilenemez Enerji Kaynakları

Yenilenebilir olmayan enerji kaynakları, doğada mevcut bulunan ve tüketimiyle birlikte azalma gösteren ve yeniden yenilenemeyen enerji kaynakları şeklinde tanımlanmaktadır. Yenilenemez enerji kaynakları; ham petrol, kömür, doğalgaz gibi fosil yakıtlarla birlikte nükleer enerjiyi kapsamaktadır ve nükleer enerji de uranyuma bağlı olmaktadır.

1.2.1.1.   Fosil Enerji Kaynakları

Sanayi devrimiyle birlikte artış gösteren buhar gücü gereksinimi neticesinde fosil yakıtların kullanılması da giderek daha fazla artış göstermiştir. Sonraki dönemlerde ise içten yanmalı motorlar kullanıma geçmiş ve dolayısıyla sanayide ilerlemiş modern toplumlar için fosil yakıtlar birincil hammadde durumuna geçmiştir. Bu yakıtlar, tükenme riskini taşıyan ve bundan dolayı sonu olan kaynaklardır. Bu tür kaynakların en önemli çeşitleri ise, doğal gaz, kömür, petrol ve toryumdur ve endüstrileşme sürecini tamamlamış olan ülkelerde gelişimin temelini teşkil eden önemli faktörler olarak kabul edilmektedir. Mevcut durumda tüm dünyada elde edilen enerjinin büyük bir bölümü kömür, doğal gaz ya da petrol gibi fosil yakıtlardan sağlanmakta olup, farklı bölgelerde yoğunluk kazanan doğal kaynaklardan çeşitli şekillerde üretilmektedir (Avinç, 1998: 20). Daha sonraki dönemlerde de fosil temelli yakıtların kullanımının süreceği ve gelecekte toplam enerjinin önemli oranda fosil yakıtlara dayanacağı öngörülmektedir (Ediger, 2011: 13).

Zamanla bu kaynakları farklı sistemlere dayanarak çıkarmayı ve istenen enerjiyi sağlamayı öğrenmiş olan ülkeler, bu süreçte yakıt depolama ve taşıma yoluyla arzu edildiği zaman enerjiyi sağlayabilecekleri önemli bir yakıt sınıfına dahil etmişlerdir. Üretilen yakıtlar; gündelik yaşamın her yerinde, konutlarda, ticari ve endüstriyel alanda, özellikle de ulaşım sektöründe ısı ve elektrik enerjisi üretiminde önemli ölçüde kullanılmaktadır. Günümüzde petrole dayanan ürünler çoğu kez ulaşım alanında tercihli olarak kullanılmakta, nükleer ve hidro santraller ise elektrik enerji üretiminde daha az olarak kullanılarak daha ziyade doğal gazın yanı sıra kömürün kullanıldığı termik santrallerden faydalanılmaktadır. Isı üretimine ilişkin faaliyetlerde ise sözü edilen fosil yakıtlar çoğunlukla tercih edilmektedir (Dursun, 2011: 38).

Günümüzde bazı ülkelerin enerji kaynaklarına hakim olmak istemelerinden dolayı fosil yakıtlar farklı bir önem taşımaktadır. Dolayısıyla ülkeler arasında ortaya çıkan anlaşmazlıklar ve savaşlar dünyadaki gündemi belirleyen aynı zamanda da ülke ekonomilerini etkileyen faktörlerden biri durumundadır. Bu özelliğinin yanı sıra, bir başka yönden doğaya zarar veren ve kirleten kaynaklar olarak da değerlendirilmektedir. Bu yakıtların yapılarında yüksek derecede yer alan karbon ve hidrojenin yakılması durumunda zararlı gaz emisyonu ve bazı radyoaktif unsurların oluşmasına yol açmaktadır. Bu nedene bağlı olarak oluşan sera gazı ve asit yağmurlarından dolayı global çapta iklim değişimi meydana gelmekte ve bu durum da tüm canlılarla birlikte dünyayı da büyük bir tehlike altına sokmaktadır (Acaroğlu, 2003: 14). Global ısı artışıyla birlikte floranın tahrip olmasına yol açacak şekilde çevresel dengenin bozulmasına neden olan fosil yakıtlar dünya çapında önlem almama durumunda canlıların yaşamını tehdit eden bir etmen olarak ortaya çıkmaktadır. Dünyadaki enerji tüketiminin kömür, petrol ve gaz rezervlerine oranı istatistikler değerlendirildiğinde 2005’ten itibaren  ve bitki örtüsünün zarar görmesine varacak şekilde ekolojik dengenin bozulmasına yol açan fosil yakıtlar, küresel ölçekte önlemlerin alınmaması halinde yaşamı en derinden tehdit eden unsur olarak göze çarpmaktadır.

Dünya enerji tüketiminin petrol, kömür ve gaz rezervlerine oranı göstergeler incelendiğinde 2006 yılından itibaren bu oranların hızla yükseldiği gözlemlenmektedir. Bu artışla birlikte belli bir süreçten sonra petrolün fosil yakıtlardan önce tükenebileceği görülmekte ve kömürün doğal gaz ve petrolden daha uzun süre yetebileceği ifade edilmektedir (İTO, 2008: 33).

Yenilenemeyen yakıtların avantajları olduğu gibi dezavantajları da vardır. Dezavantajların en büyüğü, çevreye olumsuz etki yaratmalarıdır. Yenilenemeyen yakıtların avantajı ise, teknoloji ile bulunup kullanılmasının ucuz ve basit olmasıdır. Bunlar; kömür, petrol, uranyum, doğal gaz, tortum ve nükleer kaynaklar olarak sıralanabilir. Birincil enerji, enerjinin değişim veya dönüşüm geçirmemiş formu olmaktadır. Bunlar genel olarak nükleer, doğalgaz, kömür hidrolik, dalga, petrol, güneş ve rüzgar gibi enerji kaynaklarıdır. Bu enerjinin dönüşümüyle sağlanan enerji de ikincil enerji olarak kategorize edilmektedir. Benzin, mazot, elektrik, motorin, kok kömürü, hava gazı, sıvılaştırılmış petrol gazı gibi kaynaklar ise ikincil enerjiler grubuna girmektedir (Koç ve Şenel, 2013). Dünya yenilenemeyen kaynakları stoklarının yüzde seksenini kömür, yüzde on beşini petrol, yüzde on dördünü doğal gaz ve geri kalan kısmını ise diğer enerji kaynakları oluşturmaktadır. Dünya birincil enerji arzı 1975 ve 2011 yılları arasında yaklaşık iki kat artarak 2011 yılı itibariyle 12.800 mtep  (milyon ton eşdeğer petrol) düzeyine ulaşmıştır (TKİ, 2012). 2013 sonunda ise Türkiye’nin birincil enerji üretimi bir önceki yıla oranla yaklaşık aynı seviyede kalmıştır. Yerli üretimin kaynaklara dağılımı incelendiğinde ise, 15,5 mtep ile kömür, 5,1 mtep hidrolik, 4,3 mtep odun, hayvan ve bitki atıkları, 4,1 mtep jeotermal, rüzgâr ve güneş gibi yenilenebilen enerji kaynakları, 2,5 mtep ile petrol ve son olarak da 0,4 mtep ile doğal gazın yer aldığı görülmektedir (TKİ, 2015: 18).

Grafik 1. Türkiye Birincil Enerji Üretiminin Kaynaklara Dağılımı % (2013)

Ülkemiz enerji tüketimi son 20 yılda yüzde yüz ve son 10 yılda ise yüzde 43,5 civarında artarken, enerji üretimi son 20 yılda yüzde 20,8 ve son dönemlerde ise % 34,3 olarak artış göstermiştir. Eşdeğer petrol temelinde olarak değerlendirilen kömürdeki artışta ise son 20 ve 10 yıllık dönemlerdeki oranının yüzde 33,8 ve yüzde 43,4 oranında olduğu belirlenmiştir. Bu nedenle, Türkiye’de enerji üretiminde görülen artış tüketimdekinin büyük ölçüde gerisinde yer almaktadır. Dolayısıyla, yerli üretimdeki oranın tüketimi gerçekleştirme oranının 20 yıl önce yüzde 43,9 ve 10 yıl önce de yüzde 28,4 seviyesinde yer alırken, belirtilen oran 2013 yılında yüzde 26’ya kadar düşme kaydetmiştir. Benzer şekilde yerli kömür üretiminde de tüketimi karşılamada bir gerileme gözlemlenmektedir (TKİ, 2015: 18).

Fosil kaynaklı yakıtların son iki yüz yılda gelişen üretim teknolojileri ve ucuz maliyetinden dolayı yaygın bir şekilde kullanılmış ise de petrol krizleri, enerji kaynakları hususunda güvensizlik ortamı oluşturmuştur. Bu ortam tüm dünya genelinde yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmeyi gerekli kılmış ve 1980’lerden itibaren de petrol fiyatlarında düşüş yaşanmasına karşın, petrole dayanan enerjinin kullanılması riskli olarak değerlendirilmiştir. Bunun yanı sıra, artan petrol ve doğalgaz fiyatları ile enerjide güvenliğin sağlanmasının gerekli oluşundan dolayı, alternatif enerjiler bu yönde yapılan politikaların önemli bir unsuru durumuna gelmiştir. Tüm bu nedenler yenilenebilen enerji kaynaklarının de enerji çeşitliliği arasında yer almasını gerektirmiştir (Çağlar, 2010).

Kömür; karbon, hidrojen ve oksijenin yoğun olarak bulunduğu ve minimum miktarlarda ise nitrojenle kükürt kapsayan bir enerji hammaddesi durumundadır. oluşan az miktarda ise kükürt ve nitrojen içeren bir enerji hammaddesidir. Kömürler; kömür haline gelme süreci, fiziksel, kimyasal, jeolojik ve aynı zamanda da termik özelliklerinin yanı sıra; nem, kül, sabit orandaki karbon miktarı ve mineral madde gibi belirleyici nitelikler yönünden farklı olmaktadırlar. Sanayileşmenin ortaya çıktığı dönemle beraber, kullanımı binlerce yıl önceye dayanan kömür, rezerv miktarı göz önüne alındığında diğer enerji kaynaklarına kıyasla dünya ölçeğinde daha büyük oranda bulunmaktadır (Şen, 2002: 25). Fosil kökenli olan bu yakıta genel anlamda bakıldığında, sanayileşme dönemindeki etkileri de hesaba katarak, birçok alanda kullanımı sayesinde insanlığın gelişmesine büyük katkılarda bulunduğu söylenebilir.

Kömür çeşitlerinin kullanımı her geçen gün artmakta ve kömür üzerine yapılan kimyasal ve bilimsel araştırmalar sürmektedir. Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu’nun da ifade ettiği üzere; halen yapılmakta olan enerji politikalarının gelecek dönemlerde de çok değişiklik göstermeden devam ettirileceği düşünüldüğünde, kömürün dünyadaki enerji bileşimleri içindeki konumunu önümüzdeki yıllarda da sürdüreceğini varsaymaktadır.  (TKİ, 2014).

Kömür kullanımının birçok dezavantajları vardır. Bunlardan ilki kömürün kullanım alanlarına götürmek için yaşanan taşıma işleminin maliyeti oldukça yükseltmesi, diğer bir dezavantajı ise, uzun süre kömür kullanımı sonucunda atmosferde yarattığı kirliliğin artarak çevre ve sağlık sorunlarına neden olmasıdır (Şen, 2002: 32). Dünya üzerinde ülkeler kömür yakılması sonucu ortaya çıkan salınımı azaltmak için gelişen teknoloji sayesinde birçok çözüm üretmişlerdir. Ancak kullanılan bu yöntemlerin geliştirilip diğer yenilenemeyen kaynaklar için kullanılması oldukça uzun zaman alacaktır.

Petrol ise yenilenemeyen enerji kaynakları arasında önemli bir yere sahiptir. Yeraltından işlenmemiş ham olarak çıkartılan bir maddedir. Sanayide ve sürekli olarak teknolojide meydana gelen gelişmeler sonucunda günlük hayatımıza yerleşmiştir. Daha önceki yıllarda güçlü bir enerji kaynağı olan kömürün yerini almaya başlamıştır. Petrolün, ısıtma kaynağı olarak kömüre göre avantaj sağlaması talebin artmasında etkili olmuştur. Çünkü birim bazındaki ağırlıklar incelendiğinde petrol ve petrol ürünleri birim başına kömüre göre daha fazla enerji sağlamaktadır. Taşınma ve nakliye işlemlerinde daha az yer kaplamakta ve yükleme boşaltmada kolaylıklar sağlamaktadır. Bu sebeplerle petrol taşımacılık sektörüne yenilikler getirmiş ve deniz ve demiryolu taşımacılığında rağbet görmüştür. Petrol, bugün önemli bir sanayi hammaddesi olup, özellikle petrokimya endüstrisi, günümüzde çok büyük bir gelişme sağlamıştır. Aslında kimya endüstrisi alanının bir kolu olan bu alandan, sayısı belki 80 bine varan maddeler üretilmektedir (Aydal, 2008: 139).

 

Yenilenebilir enerji üretiminin hızlı artış göstermesine karşın, fosil yakıtlar genel olarak dünyada temel enerji kaynaklarını oluşturmaktadır. Petrol, doğal gaz ve kömüre talepleri 2030 yılına kadar artışını sürdürürken, enerji bileşiminde yer alan payları da söz konusu olan dönemde yüzde 81’den 75’e kadar düşüş göstermektedir. Yenilenebilir kaynaklar, doğalgaz üretiminde önemli bir geleceğin göstergesi durumundadır. Yapılan araştırmalara kadar 2030 yılına kadar doğalgaz, primer enerji olarak kömürün hemen hemen geri planda bırakacağı ifade edilmektedir. Japonya’da ortaya çıkan Fukushima kazasından dolayı farklı ülkelerde meydana gelen politika değişiklikleri elektrik enerjisi üretiminde nükleer enerji payının daha önceki öngörülerin daha altında ortaya çıkarak yüzde 12 civarında kalmasına yol açmaktadır (International Energy Agency, http://www.iea.org). Diğer yenilenemeyen enerji kaynaklarından kömürün kullanıldığı termik santralleri ile nükleer santraller arasında çevreyi kirletme oranları karşılaştırıldığında nükleer santrallerin termik santrallerine göre daha az kirletici oldukları görülmektedir. Araştırmacılar, nükleer enerjinin diğer enerji kaynaklarından daha fazla zararlı olmadıkları konusunda incelemeler yapmışlar ve nükleer kullanımının sakıncalı olduğu yerine faydalı olacağı gibi sonuçlara varmışlardır (Kadiroğlu ve Sökmen, 1994: 319).

1.2.1.2.   Nükleer Enerji

Nükleer enerji, atomik parçaların çeşitli reaksiyonlarla birleşmesi veya parçalanması yoluyla elde edilen bir enerji türüdür. Nükleer reaktörlerle nükleer enerji elektrik enerjisine dönüştürülmektedir. Temelde füzyonla açığa çıkarılan nükleer enerji yakıtlarda ısı enerjisine daha sonra da kinetik ve jeneratör sistemleriyle de elektrik enerjisine dönüştürülmektedir. Nükleer enerjinin ülkeler için ekonomik açıdan oldukça önemli olduğu söylenebilir. Bunun en önemli gerekçeleri ise doğal stokların yaygınlığı, ulaşım sistemleri, konutların ısıtılması ve benzeri ekonomik etkinliklerde kolayca kullanılabilmesi, aynı zamanda da endüstri alanında hızlı olarak uygulanabilmesidir gelebilmesidir (Temurçin ve Aliağaoğlu, 2003: 26).

Nükleer yakıtların taşınması kol olduğundan yeniden kullanılabilirler. Diğer taraftan ilk yardım, atıkların yönetimi ve radyoaktivite kontrolü hususları nedeniyle yüksek ilk yatırım maliyetleri bulunmakta ve uzun dönemli plan ve yatırımları gerekli kılmaktadır. Nükleer enerji kaynaklarının amaçların dışında kullanılabilmesi imkanı ise dünyada barışın sağlanmasında önemli bir risk olarak ortaya çıkmaktadır (Şener ve Savrul, 2008: 65). Bu durum ise nükleer enerjinin yoğun bir denetim sistemi altında ve uluslararası anlaşmalar doğrultusunda kullanılmasını gerektirmekte, bu da nükleer enerji kullanımını sınırlamaktadır.

Nükleer santrallerde kullanılan yakıtlar, on-yirmi yıllık süreçte santral alanında saklanabilmekte ve bu dönemde faaliyetlerinin büyük bir kısmını kaybedebilmektedirler. Temel problemi yaratan uzun ömre sahip radyoaktif maddeler de camlaştırılmakta ve aşamalı koruma kapsamında kurşun, beton ve aşınıma dayanıklılık gösteren kaplar içine muhafaza edilmektedir. Diğer taraftan bu kaplarda jeolojik kararlılığı olan bölgelerde yeraltında (bin metre kadar) hazırlanması gereken beton kaplamalı tünellerde saklanmaktadır (Yıldırım ve Örnek, 2007: 40). 1000 MWe gücüne sahip bir nükleer reaktörün, yıllık olarak 7 metreküp kullanılmış yakıt üretebildiği ifade edilebilir. Genel olarak ele alınırsa dünyada yenilenebilen enerji kaynakları kullanımının yaygınlık kazandırılmasına ilişkin projeler global çapta hız kazanmıştır. Nükleer enerji hacminin 2030 yılında bugünkü ile karşılaştırıldığında yüzde 17 artış göstererek 4,33×105 MW’a çıkması tahmini nükleerin gündemden düşmeyeceğini göstermektedir (Güneş, 2009).

 

Bu çalışma Tezofisi.com tez yazdırma tez hazırlama ve tez danışmanlık merkezi tarafından örnek çalışma olarak hazırlanmış olup izinsiz olarak hiçbir kısmı referans verilerek dahi kullanılamaz. Tez hazırlama sitesi Tezofisi.com İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere tüm şehirlerde akademik çalışmalarda destek ve danışmanlık desteği sunmaktadır. Tez Ofisi bünyesinde hemen hemen her konuda yüksek lisans tezleri yazılır tez hazırlanır, tez yazım merkezi olarak tez siteleri içinde en güvenilir tez sitesi olarak hizmet veriyoruz. Tez yazdırma tez yaptırma çalışmalarında en uygun tez yazım fiyatları ile tez desteği sunuyoruz. Tez yazan yerler arıyorsanız istanbul ankara izmir bursa konya adana tez yazanlar olarak yardım edebiliriz.

1.2.2.2.   Rüzgar Enerjisi

Rüzgar olayı, yeryüzündeki yapıyla ilişkili olarak genelde yatay olarak gelişimini sürdüren bir hava dinamiği olarak değerlendirilebilir. Rüzgar, ısı değeri ayrı olan hava akımlarının yer değişimiyle ortaya çıkmaktadır ve hareketli olan hava kütlesinin kinetik bir enerjisidir. Bunun yanı sıra türbin kanatları alanından geçebilen hava kütlesiyle doğru orantılı olmaktadır (Mahmutoğlu, 2013: 48). Rüzgâr enerjisi; tükenmeyen, doğal olarak bulunan, temiz bir enerji olarak kaynağını güneşten alan bir enerji türüdür. Güneşin dünyaya gönderdiği enerjinin oransal olarak yüzde bir ile ikilik bir bölümü rüzgara dönüşmektedir. Güneş atmosfer ve yeryüzünü aynı şekilde ısıtmadığı için ortaya çıkan basınçla sıcaklık farklılıklarından doğan havanın yer değişimi olgusu ortaya çıkar. Bu da doğal olarak rüzgar olarak kendini göstermektedir. Rüzgarın enerji kaynağı şeklinde kullanılması önceden beri gerçekleştirilen bir durum olmakla birlikte alternatif enerji kaynağı olarak kullanılması son dönemlerde daha da gelişerek ülkelerin yatırım politikalarında ön sıralarda yer almaya başlamıştır.

Sanayi devrimi sürecinde başka kaynaklardan maliyeti düşük enerji sağlanmasından dolayı yerini fosil kaynaklı yakıtlara bırakan rüzgâr enerjisi, yaşanan petrol krizleriyle birlikte, su pompalamak ve uzak yerleşim yerlerindeki enerji ihtiyacını karşılamak için tekrar gündeme gelmiştir. Son yıllarda rüzgâr türbinleriyle elektrik üretiminde ilerlemeler sağlanmıştır (Taşgetiren, 1998: 23). Rüzgar türbin teknolojilerindeki yenilikler, elektrik enerjisi üretimini hedef alan rüzgar türbinlerinin kurulu potansiyelinin yükselmesini, böylece birim enerjideki maliyetinin düşmesini sağlamaktadır. Rüzgâr enerjisi teknolojileri geliştikçe, bu enerji türünün, elektrik üretimindeki payı artmaktadır (Ata ve Çetin, 2008: 41).

Kullanımı sırasında bir kaynak maliyeti olmayan rüzgâr enerjisinin en büyük maliyeti % 69 ile türbin maliyeti meydana getirmektedir. Kalan % 31’lik kısmı, bakım, işletme, türbin kurulacak yerin maliyeti gibi giderlerden oluşur. Türbinlerin yıllık işletme ve bakım giderleri toplam yatırımın yaklaşık % 3’üne denk gelmektedir (Çetin, 2009: 369). Temizliği, ucuzluğu ve yenilenebilirliği açısından rüzgâr gücünün kullanımına yönelik önemli yatırımlar yapılmaktadır. Rüzgâr gücü, yenilenebilir enerji kaynakları içinde, 2008 yılı itibariyle 51,4 milyar dolarla en büyük yatırıma sahiptir. Bu, tek başına bu kadar yatırım yapılan ilk yenilenebilir enerji kaynağıdır. ABD’nin 2008 yılı içinde yaptığı toplam elektrik kapasitesi yatırımlarının yüzde 40’tan fazlası rüzgâr enerjisiyle ilgilidir (Kum, 2009: 216). Dünyada birçok ülke rüzgâr enerjisine yönelik teşvik çıkarmaktadır. Rüzgâr enerjisi ile üretilen elektrik enerjisine çıkarılan vergi kredileri, rüzgâr enerjisi ekipmanlarına uygulanan KDV indirimleri, vergi teşvikleri, lisans bedelinin % 1’lik kısmının alınması veya ilk sekiz yıl alınmaması (Özcan, 2009: 48) gibi daha birçok teşvikle rüzgâr enerjisi kullanımı yaygınlaştırılmaya çalışılmaktadır.

Rüzgar gücünden enerji elde etmenin avantajları olduğu gibi bazı dezavantajları da vardır. Öncelikle temiz bir enerji olması ve dışa bağımlı olmaması açısından büyük bir avantaj sahibi olan rüzgar enerjisinin en zayıf yönü değişken olmasıdır. Türbinlerin gürültülü çalışması da ayrı bir dezavantajdır. En önemli avantajlarından bir tanesi ise, enerji içeriğinin rüzgâr hızının küpü ile değişmesidir. Bu, rüzgar hızı iki katına çıktığında enerjisinin sekiz katına çıkması demektir. Kuş ölümlerine neden olması ve belli bir alan içinde radyo televizyon gibi elektronik aletlerin alıcılarında parazitlere neden olması da rüzgar enerjisinin başka bir dezavantajıdır (Çağlar vd. 2008: 128).

Rüzgar enerjisinden elektrik üretilmesi, rüzgar türbinlerinin dönmesi ile olmaktadır. Başka bir ifadeyle esen rüzgarın, kurulu türbinlerindeki pervaneleri çevirmesi ile meydana gelen harekete bağlı enerjinin, elektriğe çevrilmesi halinde bu durum söz konusu olur. Enerji üretmede kullanılan rüzgâr enerjisi türbinleri; jeneratör, şaft ve pervaneden meydana gelir. Dünyada pek çok yerde epey miktarda yeni teknolojik türbinler yapılmaktadır. Bunlar çeşitlerine göre 20 ile 40 yıl gibi uzun bir süre uzun enerji üretebilmektedir. Bu türbinler hakkında önemli araştırmalar ve denemeler yapılmakla birlikte mevcut durumda en elverişli olanlar, klasik görünen boru tipindeki kule, üç pervane ve jeneratörden meydana gelen modellerdir (Adıyaman, 2012).

 

Uzmanlarımızın hazırladığı çalışmanın burada bir kısmı yayınlanmış olup devamına bizimle iletişime geçerek ulaşabilirsiniz.

 

TÜRKİYE’DE YENİLENEBİLİR ENERJİ YATIRIMLARININ FİNANSMANI